Pınar Saltat ile 100Yüze

Değerli Pınar Hanım, Yüz Yüze’ye hoş geldiniz.  Bu sohbette iki önemli kural var. Kahvelerimizin tadını çıkarmak ve her bir soruya verdiğiniz samimi yanıtlarda yüzer kelimeyi aşmamak. 

Bu arada bazı sorularımız önceki söyleşilerimizde konuklarımıza sorduklarımızla benzer. Bu sorulardaki amacımız aynı konuya farklı konuklarımızın nasıl yanıtlar verdiğini görebilmek. Ve tüm bu görüşlerden genel bir fikir edinmek. 

Şimdi müsaadenizle, röportajımıza başlayalım. 

Sayın Saltat, öncelikle kısaca sizi tanıyabilir miyiz? 

İstanbul doğumluyum. Işık Lisesi’ni bitirdikten sonra 4 senelik bir Ankara deneyimim oldu, ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun oldum. İş hayatına Garanti Bankası’nda başladım, eşzamanlı olarak İTÜ Executive MBA programını tamamladım. 4 sene bankacılıktan sonra Nestlé ile tanıştım. Pazarlama- satış arasında rotasyonlarla 14 yıl Nestlé’de çalıştım. Bunun 3 yılı Avustralya Sidney’deki bölge ofisinde geçti. Asya, Afrika ve Okyanusyadaki Nestlé pazarlarına eğitim ve danışmanlık yaptığım, kariyerimde ve hayatımda yer eden önemli bir tecrübe oldu. 2015’te Bayer Tüketici Sağlığı ekibine katıldım, halen pazarlama direktörü olarak çalışmaktayım. 8 yaşında Selin isimli bir kızım var. Şu aralar hayatımın en keyifli anları Selin’le yeni deneyimler edinmek.

Sosyoloji üzerine lisans, ardından MBA yapmışsınız. Ve şu an pazarlama alanında çalışıyorsunuz. Sosyoloji eğitiminiz, başarılı bir pazarlama direktörü olmanızda nasıl bir avantaj sağlıyor?

Özünde insana dair bir merakım olduğunu söyleyebilirim. Sosyoloji okumam da pazarlama alanında kariyer yapmam da bununla ilgili. Doğal merakın gücü sizi öğrenmeye götürür. Aynı zamanda farklı görüşlerin neyi neden yaptıklarını anlamaya çalışmanızı sağlar. 

İnanıyorum ki tüm iletişim çalışmaları, yeni ürünler ve pazarlamada ürettiğimiz her şey ancak tüketici ihtiyacı ve iç görüsünden beslenirse anlamlıdır. Ve elbette ilgi ve talep yaratırsa başarılıdır. 

Bunun için de tüketiciyi dinlemek, anlamak, trendleri takip etmek önem taşıyor. Sosyoloji eğitimimim kazandırdığı bir alışkanlık da sorgulamak. Veriyi, önermeleri, fikir ve uygulamaları pazarlamada alışılagelmiş kalıplardan çıkıp ele almak. Bunun yeni deneyimler yaratmaya yardımcı olduğunu düşünüyorum. 

İşe bakış açınızı özetlemek için bir film repliğinden alıntı yapsanız ne dersiniz?

Sevdiğim filmleri düşünmeye başlayınca Ölü Ozanlar Derneği’nden bir sahne geldi aklıma: Keating ders verirken masanın üzerine çıkar ve ‘Birşeyi bildiğinizi sandığınızda, farklı açılardan bakmaya çalışın. Kitapta yazarın ne düşündüğü değil, sizin bakış açınız nedir, kendi sesinizi bulun’ der. Yıllar önce izlediğimde etkilenmiştim ve sanırım işe bakışımı yansıtan bir fikir oldu. 

Kariyerim boyunca hep kalpten sevdiğim marka, firma ve rollerde çalışmaya gayret ettim ve çok şanslıydım. Kit Kat, Damak, Bepanthol, Supradyn gibi harika markalarla, Nestlé ve Bayer’deki harika ekiplerle  çalışma fırsatını yakaladım. Markalar bizden büyük ve uzun ömürlü, tarihte onlarca kişi bu markaları yönetti ve bizden sonra yönetecek. Peki, ben olduğum için bu markaya, bu pozisyona, ekibime ne kazandırırım? Nasıl bir ayakizi bırakıyorum, nasıl bir fark yaratıyorum konusu belki de benim için en önemlisi.

Markalar insanlardan daha uzun ömürlüdür dediniz. Sizce bundan 20 yıl sonra aynı markaların temsilcileri, sizi ve ekibinizi nasıl anacaklar Mesela Bepanthol’ün 20 yıl sonraki marka sorumluluları sizinle ilgili ne der? 

Sanırım şöyle derler: ‘’Bepanthol’ü Türk insanının günlük yaşamının bir parçası haline getiren ve markaya yeni bir ölçek kazandıran ekip’’

Yönetici olarak Nestle’de 14 yıl gibi uzun bir süre çalışmışsınız, bu süreçte edindiğiniz en kıymetli cümle/alışkanlık nedir?

Evet Nestlé’de uzun süre ve hayatımda belirleyici bir dönemde çalıştım. Teknik pazarlama ve iş yönetimi bilgisinden liderlik becerilerine, bildiğim çoğu şeyi orada öğrendim ve deneyimledim. Bu tecrübenin toplamını düşündüğümde aslen farklı dinamiklere sahip farklı kategorilerde ve ülkelerde markaları başarıya ulaştırmak için geliştirilmiş süreç, sistem ve ekipler var. Bir işe baktığımda neyi nasıl başarmak istediğimi tanımlamak ve en verimli çözümleri üretmek üzerine sistematik bir yaklaşım kazandığımı söyleyebilirim. Temeli sağlam atmak kadar işe ruh katmak da çok önemli bence. Gerçekten inanıp emek verdiğinizde, kendinizden birşeyler kattığınızda başarı geliyor.

Ekibinizde çalışan insanlara nasıl davranmalarını hedef koyuyorsunuz? Bunu bir hayvana benzeterek yanıtlasanız o hayvan hangisi olurdu? Yani hangi hayvandan ilham almak lazım, neden?

Hayatımızın çok büyük bir kısmı işte geçiriyor, bu sebeple huzur ve uyum içinde çalışmanın, işe istekle gelmenin çok önemli olduğuna inanıyorum. Bunu sağlayacak iki faktör var: Güven ve başarı isteği. Benzetme deyince aklıma kuşlar geliyor. Her birinin kendine ait bir iddiası, dansı ve özgürlüğü var. Öte yandan işbirliği ve güven içinde sürü olarak uçtuklarında daha güçlüler ve uzun mesafeler kat edebiliyorlar. 

Sizce bundan 20 yıl sonra sağlık alanında ne gibi dönüşümler yaşanacak? Hastalıklar başlamadan önlenebilecek mi?

Önleyici sağlık ve reçetesiz ilaç pazarındaki küresel dinamizmin sürükleyicisi olan iyi yaşam, kilo yönetimi, vitamin ve diyet ürünleri, spor beslenmesi gibi trendler tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yükselişte. Bu trendlerin önümüzdeki dönemde büyük fark yaratacağını düşünüyorum. 

Büyük veri ve yapay zeka, tanı koymayı ve önleyici sağlığı bambaşka bir noktaya getirecek. 

Bu sayede daha yaygın ve yeni kanallardan sağlık kontrolleri ve hizmetleri gelişecek, belki de hastalıklar başlamadan önlenebilecek. 

Siz önceden FMCG firmasında da çalıştınız. Sizce FMCG ile ilaç firmalarının sağlık iletişimini ele alışlarıarasında fark var mı?

Elbette FMCG ve Sağlık İletişiminin farklı dinamikleri var. Ancak paralel bir durum da söz konusu. Bana göre tüketici sağlığı iletişiminde, tıpkı FMCG ‘de olduğu gibi iç görü ve gerçek ihtiyaçlar üzerinden iletişimi kurgulamak gerekiyor. Biz kampanyalarımızda bunu gerçekleştiriyoruz. 

Diğer yandan sağlık iletişiminde, pazarlama ve satış bölümünün yanı sıra medikal, ruhsat ve hukuk departmanları da yaratıcı sürecin aktif ortağı diyebiliriz. Özetle farklılık elbette var. Ancak özünde başarılı iletişimin benzer yönleri baskın geliyor. 

Ürünlerinizin büyük çoğunluğu eczanelerde satılıyor. Sizce eczanede tüketicinin dikkatini çekmek ve onları satın almaya ikna etmek için markaların harcadığı çaba, yaptığı pazarlama ve satış faaliyetleri olimpiyatlardaki bir spor dalı ile ifade edilseydi, bu spor hangisi olurdu? 

Eczaneler en önemli iş ortaklarımız. Tüm sağlık ürünlerinde bilgi ve tecrübeleriyle tüketicilere sağlık danışmanlığı veriyorlar.  Günümüz trendleriyle eczane içindeki uygulamalar da gelişiyor, satınalma davranışını anlama, kategori yönetimi gibi kavramlar eczane içindeki uygulamaları dönüştürüyor. Biz de bu alandaki bilgimizi artırmak, daha iyi uygulamalar hayata geçirmek için yatırım yapıyor, eczane ekiplerimize eğitim ve bilgi sağlayarak yetkinliklerini geliştiriyoruz. 

Genel olarak bu alandaki faaliyetlerimizi de bayrak yarışına benzetebiliriz. Biz pazarlama olarak en iyi çözümleri geliştirdikten sonra bayrağı satışa devrediyoruz. Onlar da ‘Moment of Truth’ olarak adlandırılan satın alma anında tüketiciye en iyi çözümü sunan gerekli koşulları sağlamak için çalışıyor. 

GE’nin üst düzel yöneticilerinden Beth Comstock ‘’Pazarlama, tamamen inovasyonla ilgilidir.’’ diyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? İletişimde nasıl bir inovasyona inanıyorsunuz?

Evet tamamen katılıyorum, inovasyon kavramını yeni ürün geliştirmekten daha geniş bir çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Tüketici ihtiyaçları ve davranışları hızla değişiyor, mecralar, iş modelleri adeta evrim geçiriyor. Bu ortamda başarılı olabilmek için markalar da iletişimlerini yenilemek ve trendleri yakalamak zorunda. Öncelikle etkili ve duygusal bağ kurabilen, davranış ve tercihi etkileyen mesajlar oluşturmalı. Ve bu mesajları tüketiciye doğru mecralar üzerinden, en doğru zamanlamada sunmalı. Bunları iyi bir dengede ve en inovatif şekilde yapmanın başarıda önemli olduğuna inanıyorum. 

Sosyal medya ile aranız nasıl? İyi bir kullanıcı mısınız? Sizce sosyal medya bahsedildiği gibi insanlık tarihinin en tehlikeli fikirlerinden biri mi, yoksa en parlak fikirlerden mi?

Her döneme damga vuran fikirler oluyor, sosyal medya da bugünün gerçeği. Sosyal medyayı aktif kullanıyorum, biraz da İstanbul’daki yaşantımızda yakın çevremle bağlantıda kalmanın bir yolu olarak işlevsel geliyor. Gündemi takip etmek, farklı mecralardaki iletişim modellerini izlemek ilgimi çekiyor. Ama hiçbirşey yüzyüze iletişimin veya iyi bir kitabın yerini tutamaz benim için. 

Evde, kızınızla birlikte sağlıklı yaşamla ilgili bir mottonuz var mı? Ya da üretseniz o ne olurdu?

Herhalde herşeyin bir bedeli var derdik JSelin hareketli bir çocuk ve bilhassa haftasonlarında ve tatillerde hareketli bir programımız oluyor. Ancak hareketsiz geçen bir günü veya çok da sağlıklı beslenmediğimiz bir günü telafi etmek gibi bir yaklaşımımız var. Aşırı disiplin veya mahrum kalmaktansa dengeye inanıyorum. 

Değerli zamanınızı ayırdığınız ve içten yanıtlarınız için teşekkürler…

Son bir soru, bu röportajdan keyif aldınız mı? Bu köşede yer gelecekte yer alacak konuklarımıza bir mesajınız var mı? 

Günlük koşuşturmacadan çıkıp farklı ve vizyoner konularda sohbet etmek gerçekten güzel oldu. Henüz köşenizde yer almamış yöneticilere de bu deneyimi mutlaka yaşamalarını öneririm. Kahve ve bu keyifli sohbet için teşekkürler.

*Bu yazı ilk olarak Workshop Dergisi’nde yayımlanmıştır.

Bu İçerikler İlginizi Çekebilir
Devamını Oku

Burak Kayahan ile 100Yüze

Değerli Burak Bey, Yüz Yüze’ye hoş geldiniz.  Bu röportajda iki tane kural var, Tamer’in bizim için hazırladığı kahvelerin…