Selim Sarıyerli ile 100Yüze ”Farklılaşma ve Özgünleşme Şart”

2016 yılının bu ilk yazısında sizlere 5 yıldır yazmakta olduğum “Neden Olmasın” köşesinin değişimini müjdelemek isterim. Bana göre iyi planlanmış ve zamanında yapılan pek çok değişiklik gibi bu da hem WORKSHOP Dergi’ye hem de bu köşeye yeni bir soluk getirecek. Üstelik “Neden Olmasın?” adıyla da uyumlu bir hamle olacak. Bundan böyle bu köşede “Yüz Yüze” adıyla sektör temsilcileriyle yaptığım röportajları okuyacaksınız.

E tabii kuru kuruya röportaj olmaz düşüncesiyle işin içine kahveyi de kattık. Teknokir’in direktörü ve amatör kahve uzmanı sevgili Tamer de her sayıda bizimle kahve konusunda bilgilerini paylaşacak.

Konuklarımızla mutlaka bir kafede buluşacağız ki röportaj bahanesiyle bir kaç saat bile olsa iş stresinden ve yoğunluğundan uzaklaşalım. Bu sayıda Balmumcu’daki “Orijin Kafe’nin” misafiri olduk. Kendilerine değerli destekleri ve lezzetli kahveleri için bir kez daha teşekkür ederiz.

Sektörümüzün farklı pozisyonlarda çalışan başarılı profesyonelleriyle yapacağımız bu röportajlarda kendilerinin de affına sığınarak sansürsüz sorular sorup cevaplar isteyeceğiz.

Beni kişisel olarak tanıyanlar ya da yazılarımı ve konuşmalarımı yakından takip edenler zaten bunun başka türlü olamayacağını da tahmin eder.

Gelelim bu sohbetlerin marka adına, evet “Neden Olmasın” köşesinin altında yapacağımız bu röportajların adı 100Yüze. Adından da anlayacağınız üzere sorularımız ne kadar kazık olursa olsun konuklarımızın yanıtları 100 kelimeyi geçmeyecek. Bu sayede değerli konuklarımızdan en dolaysız haliyle yanıtlarını almış olacağız.

İlk sohbetimizi kısa bir zaman önce tanıştığım ancak serinkanlılığı ve kendinden emin tavırlarıyla dikkatimi çeken, arkadaş olarak da çok sevdiğim Lundbeck Satış Etkinliği ve Dijital Projeler Müdürü Selim Sarıyerli ile gerçekleştiriyoruz. Keyifli okumalar. Her zaman olduğu gibi yorumlarınızı mail adresime yazabilirsiniz.

Evet, Sevgili Selim Sarıyerli, öncelikle bu köşenin ağırladığım ilk konuğu olmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.

İlk sorum kişisel yaşamınızla ilgili değil, doğrudan sektörün bulunduğu noktayla ilgili. Sağlık iletişimini ikiye ayıracak olursak, halka yönelik ve sağlık profesyonellerine yönelik pek çok çalışma yapıldığını biliyoruz. Sizce bu iki konuda sektör ne durumda? Hadi yanıtınızı ilgi çekici bir metaforla isteyelim. Bu iki alanda yapılan çalışmalar sizce hangi hayvanlara benziyor ve elbette neden?
Sağlık iletişimi denilince aklımıza sağlık mesleği mensupları geliyor. Bu iletişimde birçok ilaç firması tedavi alanlarına yönelik ürün tanıtımı odaklı, iletişim yöntemleri için çalışıyor. Çoğu zaman da birbirini tekrarlayan web siteleri ve benzer içerikler olarak ortaya çıkıyor. Ne yaparsanız yapın, farklılaşma ve özgünleşme şart.

Sağlık iletişiminin farklılaşma hızının yavaşlığı ve yapılan çalışmaların çoğu zaman birbirine benzemesi nedeniyle kaplumbağaya benzediğini söyleyebiliriz

Halka yönelik çalışmalar ise daha çok tedavi alanı konusunda bilinçlendirmeyle kısıtlı kalıyor. Yani bu konudaki regülasyonların daha etkili olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla halka yönelik projeleri de doğada bulunduğu ortamın sıcaklığına bağımlı olarak işlev göstermeleri bakımından semenderlere benzetebiliriz. Yani platformlar ortamın belirleyici rolüne göre şekilleniyor.

Evet, hayvanlar âleminden sağlığa dönüp bu kez kişisel bir soruyla devam edelim. Eğitiminiz ve donanımınızla pek çok sektörde çalışabilecek durumda olduğunuzu görüyoruz. Peki, o zaman neden bir ilaç firmasında çalışıyorsunuz? Sizi bu işe bağlayan nedir?
İlk önce bu güzel sözleriniz için teşekkür ederim. Cegedim’i de sayarsak son 12 senedir ilaç sektöründeyim. Öncesinde farklı alanlarda deneyimlerim de oldu. “Neden ilaç sektörü?”nün cevabı sanırım hareketli, dinamik, çeviklik gerektiren ve kendine özgü bir sektör olması. İşimin önemli bir parçası olan dijital pazarlama, ilaç sektörü için henüz yeni yeni kullanılan ve daha çok yol alınması gereken bir alan; çünkü diğer sektörlerde hızla gerçekleşen dijital transformasyon ilaç sektöründe çok daha yavaş ve temkinli bir şekilde ilerliyor.
Benim de bu sektörde yer almaktaki amacım, konuyla ilgili öncü çalışmalar yapmak ve bunu devam etmekte olduğum akademik çalışmalarla da desteklemek. Bu düşünce beni çok heyecanlandırıyor.

İlaç firmalarını genel olarak iletişim konusunda nasıl buluyorsunuz? 100 üzerinden puan verseniz kaç olurdu?
İletişimi, pazarlama iletişimi ve kurumsal iletişim olarak ikiye ayırırsak, pazarlama iletişimi olarak sektörün kısıtlamalara rağmen yaratıcı çözümler yaratma konusunda gayet başarılı. Farklı yöntemler deneyerek sektördeki paydaşlara ulaşmaya çalışıyor. Kısıtlara rağmen optimum çözümler aranıyor.
Kurumsal iletişim alanında ise gerek sosyal sorumluluk projeleri, gerekse farklı paydaşları da içine alan bir iletişimden bahsedebiliriz. Her iki alanda da sektörümüzün gelişime açık olduğunu ve 100 üzerinden 70 alabileceğini düşünüyorum.

Sektörde çalışan 50 yaş üzeri ve 30 yaş altı meslektaşlarınızı nasıl buluyorsunuz? Onlara buradan bir mesajınız var mı?
Sektörümüzdeki 50 yaş üzeri çalışanlar bana göre tecrübe ve birikimi temsil ediyor.Onlara bu köşeden mesajım, birikimlerini bizlerle paylaşmaları konusunda daha cömert olmaları ve yol göstermeleri. 30 yaş altındaki çalışan arkadaşlarımız ise özellikle dinamizmleriyle sektörümüze enerji katıyorlar. Onlardan da ricam, özellikle yükselmek ve yeni pozisyonlara getirilmek konusunda biraz daha sebat etmeleri. Her şeyi bir anda talep etmemeleri. Alanlarında sindire sindire ilerlemeleri başarıları için daha iyi olacaktır.

Bugüne kadar işinizde size en çok etkileyen, hekimlerimizden, hastalardan ya da diğer paydaşlarımızdan gelen, beyninize silmemek üzere kaydettiğiniz “insight” hangisiydi? Bu insight’ı kullanarak bir proje / çalışma yaptınız mı?
Diğer sorunuza gelince, geçmişte diyabet alanında yaptığımız bir çalışma aklıma geliyor. Bu projede öncelikle hekimlerle ikili görüşmeler gerçekleştirip insight’larını ortaya çıkardık. Ardından bu içgörü ve ihtiyaçlara uygun olarak projemizi gerçekleştirdik. İşin içinde saha ekibimiz de aktif olarak yer aldı. Bu sayede herkes tarafından katkı sağlanan ve benimsenen bir süreçte ilerlemiş olduk. Bu dijital tanıtım projesi global tarafından da “best practice” seçildi ve ses getirdi. Türkiye’de başlattığımız bu tanıtım yöntemi ve analitik platform, tüm paydaşlarımıza yönelik geliştirdiğimiz değişim yönetimi insiyatifleri örnek gösterilecek seviyede ilgi gördü ve global bir proje halini aldı.

Sektörümüzde gerçekleştirilen, kıskandığınız ve sizi daha iyisini yapmak üzere kamçılayan projeler var mı? Hangileri?
Sektörde kıskandığım veya daha iyisini yapmak üzere beni kamçılayan bir proje telaffuz etmem ne kadar etik olur bilemiyorum ama sektör dışından verebilirim. Bence ulaşmaya çalıştığımız omni-kanal yaklaşımına “rol model” olarak alabileceğimiz başarılı örneklerden biri Amazon.com’un çalışmaları. Amazon.com’un fark yaratan başarısı, birçok kanalı bir arada ihtiyaca uygun kullanabilmekten ve bunu ölçümleyebilmekten geçiyor. Benim de idealim bu yaklaşımı sağlık iletişimi alanında gerçekleştirebilmek.
İlaç sektöründe dijital alanda çalışan tüm meslektaşlarımın da bu idealimi paylaştığına,
omni-kanal yaklaşımını hayata geçirebilmeyi ve paydaşlarımıza ihtiyaçları doğrultusunda kişiye özel hizmet verebilmeyi istediğine gönülden inanıyorum.

Bu sektörde beğendiğiniz ve kendinize “rol model” olarak aldığınız biri var mı? Hazır bunu sormuşken, sektörün birbirini yeterince tanıdığını ve takip edebildiğini düşünüyor musunuz?
Bugüne kadar sektörde pek çok yönetici ile çalıştım. Tüm yöneticilerimin iyi yönlerini örnek almaya, verimli bulmadığım yönlerinden de kendim ve birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarım adına kaçınmaya özen gösterdim.
Bence çalışanları firmasına bağlayan en önemli etkenlerin başında yöneticileri geliyor. Aynı zamanda şu an çalışmakta olduğum Lundbeck gibi huzurlu ve insan odaklı bir çalışma ortamı yaratılmış olması çok önemli. Bu durum beraberinde yaratıcılığı ve başarıyı getiriyor. Eğer çalıştığınız yöneticiniz ve şirket kültürü de sizi yetkilendirme konusunda destekliyorsa kendi potansiyelinizi ortaya çıkarmanız da o kadar kolay oluyor.
Sektör ne kadar büyük gözükse de aslında küçük. Gerek konferanslarda gerekse kongrelerde sektör çalışanlarının birbirini tanıması çok kolay. Sosyal medyada da tanıdığımız kişilerin profesyonel anlamdaki hareketlerini takip edebiliyoruz.

İçten yanıtlarınız için teşekkürler. Bu röportajdan keyif aldınız mı? Bu köşede yer alacak diğer konuklarımıza bir mesajınız var mı?
Çağlar Bey, sorularınız ve konulara olan farklı yaklaşımınız için sizi tebrik ederim, diğer konukların da benim kadar keyif alacaklarını düşünüyorum, zaten konsept olarak kahve ve sohbet sıkı dost oldukları için keyif almak kaçınılmaz.

*Bu yazı ilk olarak Workshop Dergisi’nde yayımlanmıştır.

Bu İçerikler İlginizi Çekebilir
Devamını Oku

Ajans İsimlerinin Hikâyesi: Tazefikir

MediaCat’in ajans isimlerinin ardındaki hikâyelere yolculuğunun konuğu Tazefikir oldu. Tazefikir Kreatif Ajans Başkanı Çağlar Gözüaçık, Tazefikir isminin hikayesini…